
Günlük Hayatın Zor Misafirleri: Zeka Düşüklüğüyle İmtihan
Hayat, her gün yeni insanlarla karşılaşmamızı sağlayan bir sahne. Bu sahnede bazı karakterler var ki, insanın sabrını zorlar, hayata olan inancını sorgulatır. Evet, bahsettiğim insanlar, zekâ seviyesiyle şaşırtan ve sık sık “Bu kadar da olmaz” dedirten kişiler. Günlük hayatımda bu insanlarla sürekli muhatap olmak zorunda kalıyorum ve artık bunu bir terapi yazısına dökmek istedim. Belki sen de bu satırları okurken “Aynı benim yaşadığım!” diyeceksin.
“Neden Ben?” Sorunsalı
İnsan bazen kaderine isyan ediyor. İşin doğası gereği sürekli insanlarla iletişim halinde olunca, aklını kullanmayan ya da kullanmak istemeyen insanlarla karşılaşma ihtimalin artıyor. Bir şey söylüyorsun, anlamıyorlar. Daha basit bir şekilde anlatıyorsun, hâlâ kafaları karışıyor. Üstelik bu insanlar genelde en fazla konuşan, en çok ukalalık yapan tipler oluyor. İnsan ister istemez soruyor: “Neden bu kadar çoklar ve neden hep beni buluyorlar?”
Sınır Testi: Sabır ve Empati
Bir insanı anlamak, ona yardımcı olmak güzel bir şeydir. Ama bazen öyle bir noktaya geliyorsun ki, empati göstermek bir yana, karşındaki kişiye “Lütfen biraz sus, sadece sus,” demek istiyorsun. Sabır göstermek, onların durumu daha kötüye gitmesin diye bir şeyler yapmak zorunda hissetmek inanılmaz yorucu. Zekâ seviyesi düşük olan insanlarla uğraşmak, ruhsal bir maraton gibi. Onları kırmamak için çabalıyorsun, ama o çaba bir noktadan sonra kendi ruh sağlığını yıpratıyor.
“Aptal İnsan” Tanımı: Gerçekten Kim?
Burada ince bir çizgi var aslında. Herkesin öğrenme hızı ve zekâ seviyesi aynı olmayabilir, bu doğal. Ancak benim bahsettiğim insanlar, sadece anlamamakla kalmıyor; kendi haksızlıklarını haklı gibi göstermeye çalışıyorlar. Dahası, bu çabalarını öyle bir inatla sürdürüyorlar ki, sonunda sizi susturmayı ya da onlara hak vermenizi sağlamayı amaçlıyorlar. Yani mesele, yalnızca bir şeyleri anlamamaları değil; size de hiçbir şey deme hakkı tanımamaları. Sanki tüm dünyayı onların yanlışlarına boyun eğmek zorunda bırakıyorlar. Haksız olduklarını kabul etmeye en ufak bir niyetleri yok. Dahası, hatalarını görmezden gelip üstüne sizi suçlayarak durumu daha da karmaşık hale getiriyorlar. Bu durum insanın akıl sağlıgını ciddi anlamda zorluyor.
Ben de çok sık hata yapıyorum. Hem de düşündüğümden daha fazla. Bazen yanlış anlaşılmalara sebep oluyorum, bazen de olayları yanlış değerlendiriyorum. Fark ettiğimde bunu kabul etmek benim için kolay olmuyor, ama elimden geldiğince özür dilemeye ve düzeltmeye çalışıyorum. Çünkü hata yapmak hepimizin doğasında var. Hepimizin bilmediği şeyler, anlamadığı noktalar olabilir. Ama beni asıl üzen şey, bir hatayı fark etmek yerine inatla üzerine gidilmesi ya da bu hatanın başkalarına yüklenmesi. İnanın, bazen ben de çevremdekilere istemeden zorluk çıkarıyorum. Bunun farkında olduğumda kendime dönüp “Acaba burada nasıl bir hata yaptım?” diye sormaya çalışıyorum. Çünkü hepimiz birbirimizi anlamak için çabaladığımız sürece daha mutlu ve sakin bir ortama kavuşuruz. Ama işte bu çaba olmadan, her şey biraz daha karmaşıklaşıyor.
Başa Çıkma Yöntemlerim (Biraz komik ama gerekli)
Bütün bunlarla nasıl başa çıkıyorsun? İşte bu, tamamen kendine olan saygına ve sabır rezervine bağlı. İşte benim kullandığım birkaç taktik:
1. Kendi Alanını Koru: Eğer biri sana anlamsız yere enerji harcatıyorsa, kendini o konuşmanın dışına çekmeyi öğren. Kendi sınırlarını net bir şekilde belirle.Yani sus, konuşma, sessiz kal.
2. Zihinsel Filtre Kullan: Her konuşmaya kafa yormak zorunda değilsin. Bazı durumlarda içinden “Bu da geçer” diyerek durumu akışına bırakmak en iyisi.
3. Düşünceye Dönüştür: İşte şu an yaptığım gibi, başına gelenleri yazıya dök. Hem rahatla hem de bu deneyimleri kendinle dalga geçebileceğin hikayelere dönüştür.
4. Küçük Zaferlerle Motive Ol: Eğer karşı taraf bir şeyi anlamayı başarmışsa, bunu kendi sabrının ve zekânın bir zaferi olarak düşün. Belki o kişiyi tamamen değiştiremezsin, ama ona minik bir katkıda bulunmuş olabilirsin.
5. Kitapların Gücüne Sarıl
Evet, biliyorum, bu öneri çoğu kişiye garip gelebilir. “Zekâsı düşük insanlarla uğraşmanın kitap okumakla ne ilgisi var?” diye düşünebilirsiniz. Ama inanın, kitaplar insanın zihnini rahatlatan, onu bu saçma dünyadan bir süreliğine uzaklaştıran en etkili araçlardan biri. Kitaplar, sadece zaman geçirme aracı değildir; aynı zamanda başka zihinlerle tanışmak, farklı düşüncelerle ufkunuzu genişletmek ve kendi ruhunuzu beslemek için bir fırsattır. Hele ki bu zorlu insanlarla uğraştığınız günlerde bir kitabın sayfalarına dalmak, size zihinsel bir mola verir ve yeniden toparlanmanıza yardımcı olur.
Mesela, George Orwell’in “Hayvan Çiftliği” adlı kitabını ele alalım. Bu kitapta, bir grup hayvanın tiranlığa karşı başlattığı devrimi ve sonrasında ortaya çıkan yozlaşmayı izlersiniz. İnsan doğasının ve güç dengelerinin ne denli karmaşık olduğunu görür, bu dünyanın ne kadar garip bir yer olduğunu daha iyi anlarsınız. Ve en güzeli, zihninizde yeni bir perspektif kazanırsınız.
Ya da Ayn Rand’ın “Atlas Silkindi” kitabını düşünün. John Galt’ın zekâsına, direncine ve kararlılığına tanıklık ettiğinizde, sizin de içsel bir güç kazandığınızı hissedersiniz. Rand, birey olmanın, mantıklı düşünmenin ve insanın kendi değerlerini savunmasının ne kadar önemli olduğunu öyle etkileyici bir şekilde anlatır ki, bir anda karmaşık ve yorucu insan ilişkilerinden sıyrılıp zihinsel bir berraklık yaşarsınız.
Albert Camus’nün “Yabancı” eserine bakalım.Bu kitapta, toplumun dayattığı normlara başkaldıran ve varoluşun absürtlüğüne tanıklık eden bir adamın hikayesini okurken, kendi hayatınızı sorgulama fırsatı bulursunuz. Belki de, gün içinde yaşadığınız saçma sapan olaylara daha az takılmayı öğrenirsiniz.
Felsefi derinlik arayanlar için ise Friedrich Nietzsche’nin “Böyle Buyurdu Zerdüşt” kitabı mükemmel bir seçenek. Hayata dair en temel sorulara verilen güçlü cevaplar, insanın kendi potansiyelini keşfetmesine olanak tanır. Üstelik Nietzsche’nin düşünceleri, insanların saçmalıklarına sabır göstermek yerine, kendi değerlerinize odaklanmanız gerektiğini hatırlatır.
Antoine de Saint-Exupéry’nin “Küçük Prens” kitabına dalabilirsiniz. Çocuk gözüyle bakılan basit ama derinlikli hikâyeler, bazen karmaşık insan ilişkilerinden uzaklaşıp daha saf ve anlamlı bir dünya hayal etmenize yardımcı olur.
Fantastik bir kaçış arıyorsanız, J.R.R. Tolkien’in “Yüzüklerin Efendisi” üçlemesi sizi başka bir boyuta taşır. Orta Dünya’da mücadele eden karakterlerin cesareti ve zekâsı, size hem ilham verir hem de günlük hayatın monotonluğundan kurtarır.
Kitaplar, yalnızca bilgi edinmenin ya da zaman geçirmenin bir yolu değildir. Onlar, zihinsel bir kaçış kapısıdır.
Bir de kitap okumanın, sizinle aynı fikirleri paylaşan bir yazarla adeta sohbet etmek gibi bir etkisi vardır. Zekâ seviyesi düşük insanlarla baş etmek zorunda kaldığınızda, bu “sohbetler”, size kendinizi daha iyi hissettirecek bir destek sunar.
Yarattıkları Çelişki
Bu insanlara kızıyorsun, ama sonra kendi insanlık sorgulamana düşüyorsun: “Onlar böyleyse ben ne yapmalıyım? Onlara da mı kızmayayım?” İşte burası zor. Herkesin kendi hayat mücadelesi var ve belki de zekâsıyla ilgili eksikliklerinin farkında bile değiller. Yine de bazen insanın “Ya biraz daha az konuş ya da biraz daha düşün,” diyesi geliyor.
Sonuç: Derin Bir Nefes
Tüm bunların sonunda, derin bir nefes alıp kendime şunu hatırlatıyorum: Bu da hayatın bir parçası. Herkesin zekası, algısı, anlayışı farklı. Bu insanlarla uğraşırken belki de sabrım gelişiyor, belki de onları anlamaya çalışırken kendimi daha iyi tanıyorum. Ama yine de itiraf edeyim, bazen zihnimin derinliklerinden bir ses yükseliyor: “Hayat keşke sadece akıllı insanlarla dolu bir yer olsaydı…”

Yorum bırakın