Genel

  • İyi ki varsınız… Bunu böyle büyük bir iddia gibi değil de, sanki bir akşamüstü pencereden dışarı bakarken içimden geçiyormuş gibi söylemek istiyorum. Çünkü bazen dünya fazla hızlı, fazla gürültülü, fazla “hemen şimdi” oluyor. İnsan da o hızın içinde kendi sesini kaybedebiliyor. İşte tam o anlarda, bazı kitaplar ve bazı zihinler—yani o eski, inatçı, zarif düşünce…

    Read more →

  • Bir Önerme

    Kur’an “İnsan Uydurması” Olabilsin Diye Evrenin Üst Üste 50 Kez “Tam İsabet” Demesi Lazım Kur’an’ın dümdüz bir “insan metni” olabilmesi için bence mesele tek bir ihtimal değil, aynı anda onlarca ihtimalin el ele tutuşup hiç tökezlemeden yürümesi; şöyle ağır ağır kuralım: hali vakti yerinde Muhammed diye bir tüccar bir gün çıkacak, kendi çıkarına ters olmasına…

    Read more →

  • Neden futbolun, basketbolun ya da herhangi bir spor dalının fanatiği olmaman gerektiğini anlatmak için aslında çok süslü teorilere, akademik kavramlara ya da istatistiklere ihtiyacımız yok. Biraz dürüstlük, biraz mesafe, biraz da akıl yeterli. İstisnalar elbette vardır; her alanda olduğu gibi. Ama biz burada genel resme bakıyoruz, vitrine değil, arka depoya. Benim için futbolcular, atletik yetenekleri…

    Read more →

  • Yeraltından Notlar Üzerine Yeraltından Notlar öyle “çok sürükleyici” diye anlatılacak bir kitap değil. Hatta dürüst olayım, okurken yer yer insanı yoran, daraltan bir tarafı var. Ama tam da bu yüzden akılda kalıyor. Çünkü bu kitap, okuru eğlendirmek gibi bir derdi olmayan kitaplardan. Daha çok insanın içini dürtmekle ilgileniyor. Kitabı okurken şunu fark ediyorsun: Anlatıcı sana…

    Read more →

  • Ctrl F

    İnsan neye dayanarak yaşar, bunu çoğu zaman kendine bile sormadan yapar. Günler birbirini iterken, sabahın ışığı perde aralığından sızarken, beden kalkar ama akıl geriden gelir. Kimse yataktan “hayatın anlamını buldum” diyerek doğrulmaz; daha çok “kalkayım artık” gibi bir cümleyle başlar her şey. Dayandığımız şey çoğu zaman büyük cevaplar değildir; küçük, fark edilmez alışkanlıklardır. Bir bardağın…

    Read more →

  • Raskulnikov

    Raskolnikov’un İçinde Sessizlik İsteği ve Kendini Parçalayarak Konuşan Zihin Raskolnikov’u artık ezbere biliyoruz gibi geliyor insana: baltayı, tefeci nineyi, Sonya’yı, Petersburg’un rutubetli sokaklarını, köprüleri, o daracık odasını… Ama bir noktadan sonra aynı cümleleri tekrar tekrar kurduğunu fark ediyorsun: “Üstün insan”, “vicdan azabı”, “yoksulluk ve gurur”, “Suç-ceza diyalektiği” vs. Bunların hepsi doğru, hepsi önemli ama sanki…

    Read more →

  • Bu ülkede Atatürk hakkında konuşurken genelde üç tip var: 1. **Tapanlar:**   Ağzını açtığında “şanlı ebedî önder, ışık saçan bilmemne” kalıbının dışına çıkamayan, onu eleştirilemez bir yarı-tanrıya çevirenler. Atatürk’ü değil, Atatürk ikonunu seviyorlar.2. **Nefret edenler:**   Hayatında iki kitap okumamış, tarih dediği üç cümlelik propaganda metni olan ama “dinsizdi, masondu, memleketi sattı” diye slogan ezberleyenler. Onlar da…

    Read more →

  • 2015’ten Sonra Türk Siyasetinde Büyük Dönüşümler: Tutarsızlığın İbretlik Örnekleri 2015 sonrası Türk siyasetinde gerçekten de tarihî dönüşümlere şahit olduk. Özellikle Recep Tayyip Erdoğan ve Devlet Bahçeli gibi siyasi aktörlerin söylem ve eylemlerindeki keskin U dönüşleri, bugün ibretle izlediğimiz bir tablo ortaya koyuyor. Bu yazıda, Selahattin Demirtaş örneğini merkeze alarak iktidar ortaklarının nasıl kendi çizgilerini dahi…

    Read more →

  • Hayat bazen sis diye başlıyor cümlelerine. Kapının eşiğinde bekleyen, içeri girmeye üşenen, ama dışarıda da durmayı beceremeyen bir sis. Gözleri yakan değil, görmeyi zorlaştıran cinsten; her şeyi olduğundan iki parmak daha uzağa, iki ton daha mat bir renge çeviren. Kalem ucu gibi tedirgin bir çizgi, üzerine eğildikçe kırılan. Hayatın zor yanları hep orada, ama bugünlerde…

    Read more →

  • Güvenli Oda

    Güvenli Oda: Kapısı İçeriden Kapanan Yer Gel, şöyle kapıyı hafifçe çek; gıcırdasın biraz, dursun ses. İçeri buyur. Ayakkabıları kapının yanına bırak, masanın üstündeki küçük paslı anahtarı görüyorsun ya—onu eline al; sıcaklığı sende kalsın. Kettle çoktan düdük öttürdü, iki ince belli bardağa çay koydum. Bu yazı öyle aceleye gelmeyecek; dumanı tüterken konuşacağız. Tamam mı? Çünkü “güvenli…

    Read more →

  • Gel, biraz konuşalım. Ama o bildiğin, şekerli girişlerden değil. “Aşkı, sevgiyi, gerçek huzuru buldum” gibi cümleler dökmeyeceğim sahneye. Pembe panjurlu bir masal anlatıcısı değilim; hayatla aramızdaki sözleşme hiçbir zaman masal diliyle yazılmadı zaten. Hayat, herkesin eline başka kalemler, başka kağıtlar tutuşturuyor; bana düşen, kendi payıma çizik çizik düşen satırları dürüstçe okumak. Dürüst olalım: bazen beni…

    Read more →

  • Ahlaki Nihilizm

    Ahlaki Nihilizmin Kıyısında: İyinin Elektrik Kesintisi Ahlaki nihilizm… Şu iki kelimeyi yan yana koyunca, kulakta hafif bir uğultu başlıyor sanki: Evrenin arka odasında sigorta atmış, koridorda ışıklar yanıp sönüyor, “iyi” ve “kötü” yazan tabelalar kısık bir neonla göz kırpıyor, ama üzerine yürüdükçe tabelanın kendisi sökülüp elinde kalıyor. Bu yazıda dert ettiğim şu: Belki de “iyi”…

    Read more →